5 Haziran 2026, 05:09:30
SON DAKİKA
Eğitimde Anne Baba ve Çocuklar
Geyikli’de Sosyal Hizmet Binası Açılışı Yapıldı.
MEZARSIZ ŞEHİT
TOPRAKLARI VATAN KILAN MÜHÜR BÂNİSİ GÂZİ
Sütpınar mahallesi’ndeki 6 öğrenci hafızlıklarını tamamladı
Küçük Yusuf, derin bakışlar içerisinde hayata veda etti
Uzman çavuş Mustafa Demirbaş, ebediyete uğurlandı
BİR BÜYÜKŞEHİR HİKÂYESİ VE “KIRSAL MAHALLE”
ŞEHADETİNİ RUYADA GÖRDÜ
Hacı Mehmet Gülay hayatını kaybetti.
Hüseyin Öngöz ebebiyete uğurlandı
Yusuf Yazıcı’nın, SMA hastası Demir Ali’ye yaptığı destek alkışlandı.
Demir Ali Bayraktar’ın tedavisi için Kermes Düzenledi
Geyikli Derneği ve ŞAL-FED, Demir Ali Bayraktar için kermes düzenliyor
SMA hastası Demir Ali Bayraktar için, bir anda 6 bin dolar toplandı.
Avukatlığı bıraktı, SMA hastası oğlu için rozet satıyor
Ak Parti Milletvekili’nden Demir Ali bebeğe yardım açıklaması
Kırklareli Valisi Osman Bilgin, Demir Ali bebeğe yardım ekibini makamında kabul etti.
Demir Ali Bayraktar, TRT Haber’de.
Kazançlarını Demir Ali Bayraktar’a bağışladılar.
Demir Ali’ye bağışlar büyüyor, ama hedefe henüz ulaşılmadı.
O il karantinaya alındı.
Öğrencilere ücretsiz dağıtılacak
Demir Ali için, Duisburg Trabzonlular derneği’nden örnek bir organizasyon.
“Bana bir şey olmaz” dedi, koronavirüs oldu.
İstanbul’da kademeli mesai uygulamasına geçilecek.
Demir Ali’ye Yardım Twitter’da Dünya Gündeminde Yer Aldı.
Keziban Akkaya (karakız) vefat etti.
Demir Ali bebeğe bağış yapma, resimlerle anlatım.
Demir Ali’nin tedavisi için, 10 Euro bağış yapacak 210 bin kahraman aranıyor.
Dolar 46,0621
Euro 53,5360
Altın 6.620,55
BİST 13.872,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 21°C
Az Bulutlu
Trabzon
21°C
Az Bulutlu
Çar 23°C
Per 24°C
Cum 24°C
Cts 24°C

Tarih; Öncesi ve Sonrası Yoksa Masaldır

06.09.2020 14:59 | Son Güncellenme: 04.06.2026 15:27
9
A+
A-

 Sanayileşmesini tamamlayan emperyalist Batı, yeryüzü kaynaklarını kendi aralarında paylaşmak için savaşa tutuştu, Osmanlı Devleti konumu, misyonu ve enternasyonal imkânları nedeniyle hedefti ve I. Dünya savaşında taraf olmak zorunda kaldı.

Yani; Osmanlı Devleti tarafsız kalsaydı da toprakları galiplerce paylaşılacaktı. Kuşkusuz savaşın en önemli nedenlerinden biri olarak bu gözden kaçırılmamalıdır. Emperyalist saldırganlığın önünde durabilecek, mazlum milletlerin sömürülmesini zorlaştırabilecek yegâne güç Osmanlı Devletinin ortadan kaldırılması en azından kontrol edilebilir bir düzeye indirilmesi temel amaçtı. 

Bu gerçeği Türk aydını savaştan yıllar önce genel gidişattan görebiliyordu. Tanin Gazetesi muharriri Mustafa Şerif sahte kimliğiyle Trablusgarba giden Mustafa Kemal Mısır’dayken çocukluk arkadaşı Salih Bozok’a yazdığı mektupta; “Endülüs tarihinin son sayfalarını iyi okuyun” demektedir. 

Endülüs tarihinin son sayfalarında ne olduğuna baktığımızda Anadolu ve Rumeli için görülen bin yıldır yurt edindiğimiz ve haçlı seferleriyle yüzleştiğimiz topraklardan sökülüp atılma korkusudur… 

İber yarımadasında Endülüsler, İspanyollar karşısında 781 yıllık egemenlikten sonra yenilince (1492) bazı Müslümanlar Kral Ferdinand’dan din değiştirmeye zorlanmamaları taahhüdü alarak bulundukları bölgelerde tarımla uğraşmaya devam ettiler. Bunlara genel olarak müdeccen denilirken, misyonerlik faaliyetleri ile Hristiyanlığı kabul edenlere morisko/ dediler ve 1606’da onları da sürgün ederek yarımadadan tamamen çıkardılar. Bununla da kalmayıp, yarımadada Müslümanlara ait maddi her türlü kalıntıyı da yakıp yıktılar. Camiler, imaretler, hanlar, hamamlar, yollar, köprüler, çeşmeler, kütüphaneler, kitaplar ve hatta mezarları bile yok ettiler… 

Osmanlı Devleti, tarihte emsali görülmemiş bir galibiyetin sahibi devletlerle Mondros Ateşkes antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Galip devletler barış antlaşmasına kadar kendi konumlarını daha avantajlı hale getirmek için ateşkesin 7. ve 24. Maddelerini zorlayarak -ki zaten maddelerin amacı buydu- işgale başladılar…

Müslümanların elinde, 2128 yıllık monarşik devlet tecrübesi, Kanun-ı Esasiden beri de 1876, 1908, 1911, 1912,1914 genel ve yerel seçimler ve anayasal parlamenter devlet tecrübesi, yüzlerce yıllık kurultay ve müşavere geleneği, 1801’den sonra köy muhtarları, şehir kethüdaları ve ayanların yöre halkı tarafından seçilmesi usulünün 100 yıllık tecrübesi vardı. Osmanlı devleti 1,5 milyon askeri varlığını terhis etmiş, fakat buharlaşmamıştı. Devlet gizli ve açık, resmi, yarı resmi bütün kurumlarıyla iller, ilçeler ve köylerle irtibat halinde fiilen ve resmen hayattaydı… 

Yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde söz söyleyip iş yapabilecek bütün resmi ve sivil unsurlar, tüm siyasi partiler ve eğilimler, hal çaresi aramak için müdafa-i hukuk cemiyetleri kuruyor, emekli veya muvazzaf, asker ve istihbaratın öncülüğünde örgütleniyorlardı. Bu örgütler hareketi halka mâl etmek için yerel ve bölgesel kongreler yapıp, yapılması gerekenleri konuşup, yapabileceklerini karara bağlıyorlardı… 

Birkaç aylık padişah olan Vahdeddin de yaptığı müşavereler neticesi millete gidip barış görüşmelerinden önce işgalcilere karşı bir askeri varlık göstermenin zaruretine inanmıştı. Cumhuriyetçi olduğu uyarılarına rağmen bu işi yapabilecek bir isim olarak yaveri Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gölge başbakan, paralel hükümet yetkileriyle görevlendirerek gönderdi… 

Asker, bu tür istihbarat oyunlarına Batı Trakya Türk Cumhuriyeti ve Güneybatı Kafkas Cumhuriyeti uygulamalarından aşinaydı. Bir farkla ki; demokratik katılım mekanizmalarının her şartta işletilerek hukuki ve fiili meşruiyeti en zor şartlarda bile muhafaza edilmesi ve bütünü ihtiva etmesidir. 

Bu durum, 23 Nisan 1920 öncesi ve sonrası bir devletin yerine başka bir devlet kurmaktan ziyade bir devletin kendini yeni şartlara göre dönüştürmesidir. Süreç bir dönüşümden ziyada bir başkalaşım projesine dönüşmüş olsa da bu bir başarıdır. Fakat bu başarıdan daha büyük olanı bunun siyasal katılım mekanizmaları ve hukuki meşruiyet süreçleri işletilerek yapılmış olmasıdır. Tarihte siyasal katılım mekanizmaları işletilerek yapılan büyük dönüşümlere pek fazla rastlanmaz. Bunun ilki 622 de Hz Muhammed’in kurduğu Akabe biatleri ve Medine vesikasıyla İslam Hükümeti, ikincisi kongrelerle bağımsızlık kararı alan 1776 Amerika Birleşik devletleri ve üçüncüsü de Türkiye Cumhuriyeti Devletidir… 

Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri, Yerel ve Bölgesel kongrelerle başlayan mücadele süreci, Havza ve Amasya Genelgeleriyle ulusal düzeye çıkıyor ve merkezileşiyor. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde şekillenen misak-ı milli kararları, Damat Ferit’in İstifasının sağlanması, Meclis-i Mebusan’ın toplanması ve misak-ı milli kararlarını misak-ı milli yasası olarak onaylatılması ile zirveye ulaşıyor… 

Bu süreçte devletin ve kurumların devamlılığı ve alınan kararların aşamaları bu günün siyasal ve toplumsal olaylarının çözüm yollarına ışık tutacak mahiyettedir. Meseleye bir örnek üzerinden daha yakından bakalım. Amasya tamiminin “Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ilkesi, Erzurum Kongresi’nde ”Kuvayı milliyeyi etkin, iradeyi milliyeyi hâkim kılmak esastır” cümlesiyle ifade ediliyor. Sivas kongresinde bu iradeyi hayata geçirecek “Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması mecburidir” denilerek somutlaştırılıyor. Kararın yasalaştırılması sürecinde Meclis-i Mebusan’ın toplanmasına kadar İstanbul Hükümeti boykot ediliyor. 

Meclis-i Mebusan, Misak-ı Milli kararlarını yasalaştırıldı. İstanbul işgal edilip meclis basılıp bazı mebuslar tutuklanınca, Mustafa Kemal 19 Mart 1920 de Meclisi Ankara’da toplanmaya çağırdı. Meclis 11 Nisan 1920 de kapatıldı, 12 gün sonra 23 Nisan 1920 de Ankara’da toplandı. Birinci kararı; II. Meşrutiyet sürecinin en yaygın sloganını yasalaştırmak oldu. “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. 23.04.1923/” oldu. Böylece Amasya Genelgesinde söz edilen Milli egemenlik fikri Anayasal bir hüküm haline getirildi. 

23 Nisan 1920 cuma namazını müteakip dualarla açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi Amasya genelgesinde söz edilen “millet iradesini” Ankara’ya taşıyan, kurtuluş savaşını ve ülkeyi yöneten, Sevr Antlaşmasını yok sayıp, Lozan şartlarını oluşturan meclistir. O meclis Hz Aliden sonra ilk kez Abdülmecit Efendiyi halife seçen ve sonra da halifelik yetkisini meclis şahs-ı maneviyesine almayı içtihat eden meclistir. 

Bu gün çocuklarımıza bayramınız kutlu olsun derken; 

1. Milletimizin en zor şartlarda bile devlet ciddiyetini ve hukukiliği gözettiğini, 

2. Kendine saygı duyan ve teslim olan devlet adamının haysiyetini kendi haysiyeti olarak görüp, koruyup yücelttiğini, 

3. Müşavereyle ortaya çıkmış kararların ve yetkilerin sonuna kadar arkasında durduğunu, 

4. Model, biçim ve uygulamalar farklı da olsa köklü bir siyasal katılım birikimine ve refleksine sahip olduğunu, 

5. Milletin siyasal katılım algısının tarih boyunca lümpen devlet adamlarından ve merkezdeki dönmelerden hem algı hem de uygulama olarak hep ileride olduğunu, 

6. Yok, olmayla karşı karşıya kaldığı savaş ortamlarında bile demokratik katılım mekanizmalarını ve hukuki meşruiyeti gözetecek erginliğe sahip olduğunu, 

7. Savaşın da barışında yeri ve zamanını tespit konusunda olağan üstü bir irfana sahip olduğunu, 

8. Kendi iradesini yansıtmayan kişi, kurum ve yasaları algılama ve dönüştürme konusunda hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminin engin tecrübelerini bağrında sakladığını anlatmalıyız ve bütün bu zenginliklere sonuna kadar sahip çıkmalıyız. Her türlü tekleşme, tek tipleşme ve tekelleşmeye sonuna kadar mücadele etmeliyiz.

“adilmedya”

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.